Kayseri'nin Tarih Rotası: Selçuklu ve Osmanlı İzleri
Görsel: Herbert Frank from Wien (Vienna), AT / Wikimedia Commons, CC BY 2.0
Kayseri'nin 5 bin yıllık geçmişinde Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kalan cami, medrese, han ve türbeleri keşfedin.
Kayseri, Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden biri olarak tarih boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Erken Tunç Çağı'ndan itibaren Asurlular, Hititler, Persler, Roma ve Bizans gibi büyük medeniyetlerin izlerini taşıyan şehir, 1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Türklerin eline geçmiş ve kısa sürede bir İslam şehri kimliği kazanmıştır. Özellikle Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Konya ve Sivas ile birlikte üç başşehirden biri olan Kayseri, bu dönemde inşa edilen cami, medrese, han ve türbelerle zengin bir mimari miras oluşturmuştur. Osmanlı döneminde de önemini koruyan şehir, günümüzde bu tarihi dokuyu büyük ölçüde ayakta tutmaktadır.
Selçuklu'nun Başşehri: Kayseri'nin Türk Dönemi
Kayseri'nin Türk hakimiyetine girmesi, Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın 1071'de Malazgirt'te Bizans ordusunu yenmesinin ardından 1085'te gerçekleşmiştir. Melikşah tarafından görevlendirilen Danişmentli Melik Ahmet, Sivas, Tokat, Amasya, Çorum ve Kayseri'yi kapsayan bölgede Danişmentli Beyliği'ni kurmuş; Emir Mehmet zamanında ise Kayseri bu beyliğin merkezi olmuştur. Kısa süre sonra, özellikle Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad döneminde Kayseri, Türkiye Selçuklu Devleti'nin Konya ve Sivas ile birlikte üç başşehrinden biri haline gelmiştir. Bu dönemde şehir, yapılan cami, han, medrese, hamam ve çeşmelerle tam bir İslam şehri görünümüne kavuşmuştur.
Kayseri Ulu Camii: Danişmend'den Selçuklu'ya Uzanan Bir Miras
Şehir merkezinde yer alan Kayseri Ulu Camii, 12. yüzyılın ortalarına doğru inşa edilmiş olup, yapıldığı dönemde Kayseri'nin en büyük yapısıydı. Derinlemesine yönelen plan tipiyle Anadolu'daki en eski örneklerden biri olan cami, bu plan tipinin öncüsü kabul edilir. Kesin yapılış tarihi bilinmemekle birlikte, genellikle Danişmendli Emiri Melik Mehmed Gazi'nin hükümdarlığı sırasında yapıldığı belirtilir. Caminin kuzey cephesindeki kitabede, 1206 yılında Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde Yağıbasanoğlu Muzaffereddin Mahmud tarafından onarıldığı yazılıdır. Bu onarım sırasında eklenen minare, Kayseri'nin en eski minaresi olma özelliğini taşır. Osmanlı döneminde ise cami, 1716 depreminde ağır hasar görmüş ve Matbah-ı Amire Emini Kayserili Hacı Halil Efendi tarafından tamir ettirilmiştir. 1837'de ise Kayseri naibi Nuri Efendi tarafından beyaz mermer mihrap eklenmiştir. Caminin doğu, batı ve kuzey cephelerinde birer kapı bulunur; harim, mihraba paralel sekiz sahından oluşur ve sahınları devşirme sütunlar üzerine oturan sivri kemerler ayırır. Yapının ana malzemesi yontu tüf taşıdır. Caminin kuzeyinde Osmanlı Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan Vezir Han, güneydoğusunda ise 19. yüzyılda eklenen Raşit Efendi Kütüphanesi yer alır. Kıble duvarına bitişik türbenin ise Kayseri fatihi olarak anılan Melik Mehmet Gazi'ye ait olduğu tahmin edilir.
Hunad Hatun Külliyesi: Bir Hayırseverin İzleri
Kayseri'nin Selçuklu dönemi eserlerinden bir diğeri, I. Alaeddin Keykubad'ın eşi ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in annesi Mahperi Hunad Hatun tarafından 1238'de yaptırılan Hunad Hatun Külliyesi'dir. Kesme taştan inşa edilen külliye; cami, medrese, hamam ve türbeden oluşur. Hunad Hatun'un, kayınpederi I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in genç yaşta ölen kız kardeşi Gevher Nesibe Hatun'un vasiyetiyle 1206'da yaptırılan Gevher Nesibe ve Gıyasiyye Şifaiyyesi'nden etkilenerek hayır işlerine yöneldiği belirtilir. Külliyenin merkez yapısı olan cami, mihraba paralel sekiz sahından oluşur ve mihrap önü kubbesiyle Malatya Ulu Camii planını yansıtır. Orijinal minaresi olmayan camiye, Osmanlı döneminde önce bir köşk minare eklenmiş, II. Abdülhamid döneminde ise 1900 yılında halktan toplanan paralarla cami genişletilmiş ve giriş kapısının sağına bugünkü minare yaptırılmıştır. Külliyenin dikdörtgen planlı medresesi, 1929'dan itibaren müze olarak kullanılmaya başlanmış; uzun yıllar Arkeoloji Müzesi olarak hizmet verdikten sonra 1998'de Kayseri Valiliği tarafından bakım ve onarımı yapılarak Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne devredilmiş ve günümüzde hediyelik eşya çarşısı olarak kullanılmaktadır. Külliyenin piramit külahlı sekizgen türbesinde üç sanduka bulunur; hamamı ise çifte hamam olup kubbeleri tuğladan inşa edilmiştir. Son restorasyon sırasında hamam bölümünde bazı çiniler ortaya çıkarılmıştır.
Eretna Beyliği: Kayseri Merkezli Bir Devlet
Kayseri, Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 Kösedağ Savaşı'yla Moğol hakimiyetine girmesinin ardından, 1335-1381 yılları arasında Sivas ve Kayseri merkezli olarak kurulan Eretna Beyliği'ne de ev sahipliği yapmıştır. Beyliğin kurucusu Alaeddin Eretna, Uygur kökenli olup İlhanlılar'ın Rûm (Anadolu) valisi Timurtaş'a hizmet eden komutanlardan biriydi. Timurtaş'ın Mısır'a gidip kendisini vekil bırakmasını fırsat bilen Eretna, Moğollara karşı ayaklanmış ve Memlük sultanı adına sikke kestirip hutbe okutmuştur. Celayirî Emir Hasan Büzurg'un üzerine gönderdiği orduyu Karanbük mevkiinde yenen Eretna, bağımsızlığını ilan etmiştir. Dindar, iyiliksever ve alim bir hükümdar olarak tanınan Eretna, adaletli yönetimi ve seyrek sakalları nedeniyle halk arasında köse peygamber lakabıyla anılmıştır. Öldüğünde Kayseri'de Köşk Medresesi avlusundaki kümbete gömülmüştür. Beylik, Alaeddin Eretna'nın ardından oğulları arasındaki iktidar mücadeleleriyle sarsılmış; Gıyaseddin Mehmed ve Alaaddin Ali Bey dönemlerinde iç karışıklıklar ve Moğol baskılarıyla uğraşmıştır. Son olarak, küçük yaştaki II. Mehmed Bey döneminde önce naip olarak görev yapan, ardından onu tasfiye eden Kadı Burhaneddin, 1381'de Eretna Devleti'ne son vererek kendi adıyla anılacak devleti kurmuştur.
Osmanlı Dönemi ve Günümüze Yansıyanlar
Kayseri, Osmanlı döneminde de önemli bir merkez olmaya devam etmiştir. Ulu Camii'nin 1716 depreminde gördüğü hasarın onarılması ve 1837'de mermer mihrabın eklenmesi, Osmanlı dönemindeki imar faaliyetlerine örnek gösterilebilir. Hunad Hatun Camii'ne II. Abdülhamid döneminde minare eklenmesi ve caminin genişletilmesi de bu dönemin izlerindendir. Ayrıca Ulu Camii'nin kuzeyinde yer alan Vezir Han, Osmanlı Sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından III. Ahmed zamanında yaptırılmıştır. Bu yapılar, Kayseri'nin Selçuklu ve Osmanlı mimarisini bir arada görebileceğiniz önemli duraklardır.
Kayseri'nin tarih rotası, binlerce yıllık geçmişin izlerini günümüze taşıyan eşsiz bir deneyim sunar. Selçuklu'nun görkemli camileri, medreseleri ve türbeleri ile Osmanlı'nın hanları ve eklemeleri, şehrin kültürel zenginliğini gözler önüne serer. Bu rotayı gezerek, Anadolu'nun kalbindeki bu kadim şehrin hikayesine tanıklık edebilirsiniz.
Kaynak: kayseri.ktb.gov.tr, tr.wikipedia.org, tr.wikipedia.org, tr.wikipedia.org
Görsel: Herbert Frank from Wien (Vienna), AT, Wikimedia Commons, CC BY 2.0
THA - TürkAta Haber Ajansı